
Select an Action

Böbrek nakli sonrası ortaya çıkan proteinüri ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişki
Title:
Böbrek nakli sonrası ortaya çıkan proteinüri ile kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişki
Author:
İbiş, Avşin
Personal Author:
Publication Information:
[y.y. : yayl.y.], 2007.
Physical Description:
viii, 38 y. ; 29 cm.
General Note:
Kütüphanede 2 kopya vardır.
Abstract:
Özet: Genel popülasyonda proteinürinin, kardivasküler hastalıklar ile ilişkilisi gösterilmiştir. Kardiyovasküler hastalıklar böbrek nakli yapılmış hastalarda sağlıklı popülasyona göre daha sıktır ve böbrek nakli yapılmış hastalarda ölümün başlıca sebebidir. Biz bu çalışmada proteinürinin böbrek nakli sonrasında kardiyovasküler hastalık ve uzun dönem allogreft sağkalımma etkisi olup olmadığını araştırmayı planladık. Çalışmaya yüz yirmi altı hasta (102 erkek, 24 kadın; ortalama yaş 30.7+- 8.9 yaş; 102 canlı-akraba donor; 24 kadavra) alınmıştır. Ortalama izlem süresi 63.21+-19.9 aydır. . Bütün hastalar kardiyovasküler hastalık göstergesi olan iskemik kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık, periferal vasküler hastalık açısından değerlendirilmiştir. İnatçı proteinürü transplantasyondan sonra idrarda 500mg/gün' den fazla olan ve en az 6 ay devam eden protein atılımı olarak tanımlanmıştır. Cinsiyet, transplantasyon sırasındaki yaş, sigara kullanımı, transplant öncesi diyaliz süresi, donör çeşidi (kadavra veya canlı), akut rejeksiyon veya gecikmiş graft fonksiyonu, vücut kitle indeksi, panel reaktif antikorlar, HLA mismatch sayısı, sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyesi, CRP seviyesi, lipid profili ve diğer biyokimyasal parametreler, immünosupresif rejimler ve pulse steroid dozları retrospektif olarak kaydedilmiştir. Proteinürinin kardiyovasküler hastalık oluşumu üzerine etkisi cox regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. AUograft sağkahmı ve mortalite hızları Kaplan-Meier metoduyla analiz edilmiştir. Proteinüri kardiyovasküler hastalık ile ilişkili bulunmuştur (P.0.001; RR.6.43; CI, 2.15-19.22) . Proteinürisi olan hastalar, proteinürisi olamayanlara göre daha düşük greft sağkalım oranı göstermişlerdir (58.62% vs. 80.41%; P.0.02). Proteinürinin ortaya çıkma zamanı ortalama olarak 14.1+-11.4 (rangel-36) ay olarak bulunmuştur. Proteinüri ve hasta sağkahmı arasında istatiksel olarak önemli bir ilişki saptanmamıştır. İnatçı proteinüriye sahip hastalar proteinürisi olmayanlara göre daha fazla akut rejeksiyon atağına sahip bulunmuşlardır (1.20 +- 1.17 vs. 0.62+- 0.85, p.0.004) ve daha yüksek pulse steroid dozuna ihtiyaç duymuşlardır (4380.0 +- 3123.4 vs.2800.0 +- 2766.7 mg, p.0.022). Sonuç olarak inatçı proteinüri, böbrek nakli yapılmış hastalarda kardiyovasküler hastalık için güçlü bir risk faktörüdür. Saptandığı zaman hasta ve allograft sağkalımını geliştirmek için etiyolojiye yönelik araştırmalar yapılmalı ve antiproteinürik stratejiler uygulanmalıdır.
Abstract: Proteinuria in the general population has been shown to be associated with cardiovascular disease (CVD). The incidence of CVD is higher among renal transplant recipients compared with healthy population and is the leading cause of death among renal transplant patients, hi this study we aimed to determine whether proteinuria after renal transplantation has an associated with cardiovascular disease and long-term allograft survival. One hundred twenty six patients (102 male, 24 female; mean age 30.7 +- 8.9 years; 102 living-related, 24 cadaveric) were included. Mean follow-up period was 63.21+-19.9 months. All patients had been assessed for CVD as evidenced by ischemic heart disease, cerebrovascular disease and peripheral vascular disease. Proteinuria was defined as protein in urine more than 500 mg/day persisting more than 6 months after transplantation. Pre-and posttransplant data including sex, age at transplantation, smoking, pretransplant dialysis duration, donor status (living-related or cadaveric), presence of delayed graft function and acute rejection, body mass index, panel reactive antibodies, number of human leukocyte antigen mismatches, systolic and diastolic blood pressure levels, C-reactive protein levels, lipid profile and other biochemical parameters, immunosuppressive regimes, and pulse steroid dose were retrospectively recorded. Cox regression analysis was used to asses the risk of proteinuria on development of cardiovascular disease. Allograft survival and mortality rates were analyzed via the Kaplan-Meier method. Proteinuria were significantly associated with CVD (p.0.001; RR.6.43; CI, 2.15-19.22). Patients with proteinuria showed significantly lower graft survival rates than those without proteinuria (58.62% vs. 80.41%; p.0.02). The mean apperance time of proteinuria was 14.1+-11.4 (rangel-36) months. There was no statistically significant association between proteinuria and patient survival. Patients with persistant proteinuria had higher number of acute rejection episode (1.20 +-1.17 vs. 0.62+- 0.85, p.0.004) and higher pulse steroid dosage (4380.0 +- 3123.4 vs. 2800.0 +- 2766.7 mg, p.0.022) than those without proteinuria. In conclusion, persistant proteinuria is a strong risk factor for CVD in renal transplant patients. Therefore, when detected etiological search and antiproteinuric strategies should be considered to improve patient and graft outcome.
Added Author:
Electronic Access:
Tam metin Pdf (310 kb) http://lib.baskent.edu.tr/tezbaskent/00158.pdfAvailable:*
Shelf Number | Item Barcode | Shelf Location | Status |
|---|---|---|---|
| WB 115 I25 2007 | B087146 | Thesis Collection | Searching... |
| WB 115 I25 2007 | B087147 | Thesis Collection | Searching... |
On Order
Select a list
Make this your default list.
The following items were successfully added.
There was an error while adding the following items. Please try again.
:
Select An Item
Data usage warning: You will receive one text message for each title you selected.
Standard text messaging rates apply.


